December 20, 2008

Büyük Umutlar

Time dergisi, yılın adamı seçtiği Barack Obama’dan beklentilerin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bu beklentiler ne kadar gerçekleştirilebilir sorusu ise şimdiden seçilmiş başkanın danışmanlarını kara kara düşündürüyor.

Bu yılın Kasım ayında yapılan başkanlık seçimlerinde “değişim” teması ile büyük bir başarı sağlayan ve uluslararası toplumda sempati toplayan Obama’nın gerçekten zor bir dönemde başa geldiğini söylemek gerekiyor. Halen iki ülkede silahli kuvvet bulunduran Amerika Birleşik Devletleri’nin karşısında, İran’nın nükleer hedeflerinden Rusya’nın agresif tutumuna, Hindistan – Pakistan geriliminden Afrika’daki karmaşaya kadar çözüm bekleyen önemli uluslararası sorunlar bulunmaktadır. Dahası, Obama'nın Beyaz Saray'a çıkışı, farklı ten rengi ve değişim söylemi ile sadece ABD’de değil dünyada da daha barışçıl, yapıcı, etkin ve uzlaşmacı Amerikan politikalarına yönelik umutları yeşertmiştir. Bununla birlikte, gelecek yönetimin uluslararası ilişkilerini değerlendirirken, dış politikanın kişilere bağlı olmayan, sürekli ve tutarlı yaklaşımlar olduğu (veya olması gerektiği) ve “değişimin” bu alana etkisinin, son tahlilde sınırlı olacağı bilinmelidir.

ABD’nin Ortadoğu politikası bu sürekliliğin ve değişmezliğin en açık şekilde görülebileceği en önemli politika alanıdır. Her ne kadar yeni başkan tarafından Irak’tan çekilineceği defaten dile getirilmiş olsa da, geri çekilmeyi öngören plan geçtiğimiz haftalarda, Irak hükümeti ile mevcut Bush yönetimi arasında imzalanmıştır. Barack Obama’nın danışmanları tarafından da incelenen anlaşmay,a yeni başkan tarafından da büyük oranda uyulacağı tahmin edilmektedir. İran karşısındaki tutumun da –Yahudi lobisi gözönüne alındığında- değişmesini beklemek gerçekçi olmaz. Buna karşın, Obama yönetiminin, çözüm yolunda adım atılabilmesi için daha yapıcı ve uzlaşmacı bir tavırla İran’a yaklaşması beklenmektedir.

Pakistan ile Hindistan arasındaki gerilim ise yeni başkanın ancak küresel terörle mücadele kapsamında dahil olacağı bir konudur. Her ne kadar bu mücadele çerçevesinde Pakistan'ın ABD'nin müttefiği olduğu dile getirilse de, yeni yönetimin, Cumhuriyetçilerin yaptığı gibi Hindistan’a daha yakın, Pakistan’a ise terörle mücadele dışında fazla “bulaşmak” istemeyen bir portre çizeceğini söyleyebiliriz. Bu noktada, ABD’nin geçtiğimiz aylarda Hindistan ile nükleer alanda işbirliği öngören bir anlaşma imzaladığını, Pakistan konusunda ise Obama’nın seçim sürecinde ABD topraklarında yapılan her terör saldırısına karşı Pakistan topraklarının bombalanması hakkının bulunduğunu dile getirdiğini hatırlamak gerekiyor.

Yeni Başkan için sorunlar dış politika ile sınırlı kalmamaktadır. Yaşanılan küresel mali kriz Obama için bir başka zorlu sınav teşkil etmektedir. Ekonomi yönetimi seçimine bakıldığında, Cumhuriyetçi dönemin genel ekonomi politikalarının devam etmesi beklenebilir. Obama’nın Bush dönemindeki ekonomi bakanını tekrar işe alması, Clinton döneminin bir çok ekonomi bürokratı ile çalışacağını açıklaması bu yöndeki inancı kuvvetlendirmektedir. Bununla birlikte ekonomik krize çözüm halen bulunabilmiş değildir. ABD’deki resesyon önce Avrupa ardından Asya’ya yayılmış ve halen küresel bir depresyon riskini canlı tutumaktadır. Krizin etkisini hafifletmek amacıyla merkez bankalarının piyasalara enjekte ettiği likidite ise orta ve uzun dönemde hiperenflasyon veya stagflasyon etkisi yaratabilir. Buna ilaveten, piyasalardaki çalkantı kısa veya orta vadede atlatılsa bile, Obama’yı uzun vadede daha zor bir görev beklemektedir. Küresel mali kriz ile gündeme gelen finans piyasalarının yeniden yapılandırılması ihtiyacı, en azından önümüzdeki 50 yılı ilgilendiren bir konudur. Böyle bir işe kalkışılması ile yalnız ulusal değil uluslararası piyasalarda da ciddi düzenlemelere gidilecek, hatta yeni uluslararası kuruluşlar oluşmasına yol açabilecektir. Bu durum sadece Wall Street içindeki dengeleri değiştimesi açısından değil, uluslararası ekonominin köklü bir revizyonu sonucunda alınacak sorumluluk yönünden de büyük bir risk taşımaktadır. Böyle bir risk Obama’nın hem içerde hem de dışarda imajını cilalayabileceği gibi, en az Bush dönemindeki kadar kötü bir duruma düşmesine de yol açabilecektir.

Sağlık, sosyal güvenlik sistemi, ırklar arası denge, ekonomik kriz ile Irak ve Afganistan savaşlarının yarattığı sosyal sıkıntıların çözümü de yeni başkanın içerde çözmesi gereken sorunlardan bazılarıdır. Yine seçim sürecinde, seçmenlere verilen tutulması zor bazı vaatlerin artık devletin başına geçmiş olan Obama’nın başını ağrıtması muhtemeldir. Örneğin ermeni diasporasına “soykırım” kelimesinin kullanılmasına yönelik verilen sözler, her ABD başkanının yaptığı gibi Ortadoğu’daki dış politika çıkarlarının iç politika çıkarlarına tercih edilmesi nedeniyle gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor.

Diğer yandan, Obama’nın iç politikanın bu kısır çekişmelerinden bir an önce sıyrılması gerekiyor. Zira, ekonomik kriz, küresel boyutta çözülmesi gereken tek sorun değildir. Özellikle, iklim değişikliği konusunda yeni başkanın izleyeceği yol, herkes tarafından dikkatle takip edilmektedir. 2009 yılı sonuna kadar, Kyoto Protokolü yerine geçecek olan anlaşmanın hazırlanacağı gözönünde bulundurulursa, ABD yaklaşımının önemi daha da ortaya çıkmaktadır. Yine 2009 yılı sonuna kadar sonlandırılmaya çalışılan çok taraflı ticaret sistemi müzakereleri de yeni yönetimi zorlayacak gibi görünüyor. Temmuz ayında Amerika’nın Çin ve Hindistan ile inatlaşması sonucu çöken görüşmelerde uzlaşıya varılabilmesi için Obama yönetiminin daha farklı bir yaklaşımla görüşmelere katılması gerektiği açıktır.

2009 yılından itibaren 5 yıl süreyle ABD’yi, bir anlamda da uluslararası sistemi yönetecek olan yeni Demokrat yönetimin iç ve dış politikada ne gibi başarılara veya yanlışlara imza atacağını şimdiden tahmin etmek elbette ki mümkün değildir. Ancak seçim sonuçları ile birlikte Afrika’da insanların sokaklara dökülmesine yol açan, tüm dünyada eşitik, özgürlük, değişim tartışmaları koparan ve Martin Luther King’in “bir rüyam var” söylemi ile şimdiden küresel bir fenomene dönüşen Barack Obama büyük ihtimalle beklentileri karşılamada zorlanacaktır. Bush’a atılan ayakkabı ise, başarısızlığın nelere yol açabileceği açısından çarpıcı bir örnektir.